Şehzadeler



1.Şehzadeler nasıl tahta çıkarlardı?

Türk devletlerinin (bulunabilen) kayıtlı/belgeli tarihi Mete Han (Oğuz Han) (M.Ö. 234-174) yönetimindeki Büyük Hun İmparatorluğu dönemine kadar uzanır.

Bu yüzden daha sonraki dönemlerdeki birçok uygulama, "Oğuz töresi" olarak adlandırılmıştır. Oğuz töresine göre, mülkün (yönetimin) sahibi, hanedandır. Türk devlet geleneğine göre devlet, hanedan üyeleri tarafından ortak olarak idare edilirdi.

Devlet başkanı seçiminde yazılı bir sistem olmadığı gibi katı bir fiili sistem de yoktu. Hanedanın her üyesinin devlet başkanı olma hakkı vardı. Hanedan içindeki en hırslı, en ehil şehzade, devletin bir sonraki başkanı olurdu. Bu olgu, yönetimin, adaylar içindeki en kaliteli şehzadelere geçmesi imkânını verse de, zaman zaman karışıklığa yol açtığı da bir vakıadır.
2.Osmanlı şehzadeleri nasıl yetiştirilirdi?

Osmanlı şehzadeleri eğitimlerinin nazari kısmını sarayda almaya başlarlardı. Dönemin alanlarındaki önde gelen bilginleri, şehzadelere hoca olarak tutulurdu.

Şehzadeler, yabancı dil olarak Arapça ve Farsça'yı mutlaka öğrenirlerdi.

Şehzadeler sarayın üçüncü avlusunda, iç oğlanlarla birlikte ata binmeyi ve silah kullanmayı da öğrenirlerdi. Osmanlı şehzadeleri, aldıkları nazari eğitimlerin uygulamasını yöneticilik yaptıkları sancaklarda öğrenirlerdi.
3.Sancağa gönderilme ne zaman sona erdi?

Kânuni döneminde Şehzade Bayezid'in isyan etmesinden sonra, sancaklara sadece "veliaht şehzade" olan oğlu gönderildi. II. Selim'in oğlu III. Murad ve III. Murad'ın oğlu olan III. Mehmed, Manisa'da Sancakbeyi olarak görev yaptılar.

Veliaht şehzadeler sancak valiliği yaparken; diğer şehzadeler Topkapı Sarayı'nda denetim altında yaşarlardı. Veliaht şehzade tahta çıktıktan ve bir varisi olduktan sonra, devletin bekâsı için diğer şehzadelerin hayatlarına son verilirdi.

1595'te tahta geçen Sultan III. Mehmed döneminden itibaren artık en büyük şehzade de sancağa gönderilmedi; bütün şehzadeler Topkapı Sarayı'nda yaşamaya başladılar.

Sultan I.Ahmed 1603'te tahta çıktığında, çocuğu olmadığı için kardeşi Şehzade Mustafa'yı öldürtmedi. Oğulları olduktan sonra da devlet adamları, padişahın kardeşini öldürmesine izin vermediler. Bu tarihten sonra, yaklaşık iki yüz yıldır uygulanan şahzade infazları son buldu ve hanedanın bütün üyeleri Topkapı Sarayı'nda denetim altında yaşadılar.
4.Sancak işi, kâğıt üzerinde nasıl yürüdü?

III. Mehmed döneminde şehzadelerin sancağa gönderilmeleri geleneği sona ermişti; ama veliaht şehzadeye sancak tevcih edilmeye de devam ediliyordu.

Hanedanın en büyük şehzadesi kâğıt üzerinde de olsa bir sancak yöneticiliğine tayin edilirdi. Ancak sancağa şehzadenin yerine vekili olarak bir devlet adamı, "mütesellim" adıyla gönderilirdi.
Sultan İbrahim'in oğlu Şehzade Mehmed'e, dört yaşındayken Manisa sancağı tevcih edilmiştir. IV. Mehmed'den itibaren kâğıt üzeri sancak tevcihi uygulaması da sona erer.
5.Şehzade sancakları hangileriydi?

Osmanlı İmparatorluğu'nda şehzadeler, babalarının padişahlığı döneminde -yanlarında "lala" adı verilen tecrübeli bir devlet adamıyla birlikte- sancaklara vâli olarak gönderilirlerdi.

Sancak valiliği sayesinde, şehzadeler devlet idaresini öğrenirlerdi. Amasya, Kütahya ve Manisa "şehzade sancağı" olarak tanınırdı. Genellikle bu iller seçilse de, şehzadelerin yöneticilik yaptığı sancaklar şüphesiz bu vilayetlerle sınırlı değildi. Haldun Eroğlu'nun araştırmasına göre, İmparatorluk tarihi boyunca şehzadelerin Sancak Beyliği (Valilik) yaptığı vilayetler şunlardır:

Bursa, İnönü, Sultanhisar, Kütahya, Amasya, Manisa, Trabzon, Şebinkarahisar, Bolu, Kefe, Konya, Akşehir, İzmit, Balıkesir, Akyazı, Mudurnu, Hamidili, Kastamonu, Menteşe (Muğla), Teke (Antalya), Çorum, Niğde, Osmancık, Sinop, Çankırı.
6.Şehzade lalalarının görevleri nelerdir?

İmparatorluk döneminden önce şehzadelerin yanına "atabey" adı yerilen görevliler verilirdi. Aynı sistem geliştirilerek kullanılmaya devam edildi ve şehzadelerin yanındaki görevlilere "lala" denildi.

Osmanlı şehzadeleri bir sancağa gittiklerinde, yanlarında bulunan lala, bölgenin idaresinden ve şehzadenin eğitiminden sorumlu olurdu. Merkezden yazılan yazılarda, şehzade değil, lala muhatap alınırdı.

Şehzadelerin davranışlarından lalalar sorumlu tutulurdu. Lala aynı zamanda şehzadenin, padişah otoritesine karşı herhangi bir faaliyete girmesini engellemekle de yükümlüydü.

Şehzadelerin sancağa çıkma uygulaması sona erdikten sonra, lala tayini yine devam etmiş ama bu kez lalalar saray görevlileri arasından seçilmişlerdir.
7.Şehzadeler sarayda nerede yaşarlardı?

IV. Mehmed döneminde, 1653'te hanedanın diğer erkek üyeleri Topkapı Sarayı'nda, Harem'e bitişik "şimşirlik" denilen yerde yaşarlardı.

Bir adı da "kafes" olan bina 12 odadan meydana geliyordu. Binada Şehzadelerin rahatı için her türlü kolaylık vardı. Ancak yüksek duvarlarla ve şimşir ağaçlarıyla çevriliydi. "Şehzadegân Dairesi" olarak yaptırılan bina adını çevresindeki ağaçlardan almıştı. Binanın çift taraflı demirlerle kilitlenen iki kapısı vardı. Kapıların hem önünde hem de arkasında zenci hadım ağalar nöbet tutarlardı.

Şimşirlik binasını 1756'da gören Fransız tüccar Jean Claude Flachat, binanın sağlam bir kaleye benzediğini söyler.

Şimşirlikte tutulan şehzadeler dışarıya çıkamazlar, kimseyle haberleşmelerine izin verilmezdi. Hastalandıklarında hekimler şimşirliğe giderler, tedavilerini orada yaparlardı.
18. Yüzyıl'ın ortalarından itibaren, şehzadelerin şimşirlikteki hayatları daha rahatladı. 1753 ile 1757 yılları arasında tahtta bulunan Sultan III. Osman döneminde, şimşirlik binasının şekli değiştirildi, duvarlar alçaltılarak, binada yeni pencereler açıldı.

Padişah, Beşiktaş'takine ya da diğer saraylara gittiği zamanlarda, yanında şehzadeleri de götürmeye başladı.
8.Sarayda zaruri ikamet ne tür sonuçlar verdi?

Padişahlar bayram törenleri haricinde, şimşirlikte yaşayan şehzadelerle görüşmezdi. Şehzadelere fazla eğitim de verilmezdi.

Şimşirlik, Osmanlı padişahlarının kardeş ve yeğenlerini artık infaz ettirmek istememelerinin bir ürünü idi. Fakat saraydaki şehzadeler, kötü niyetli kişiler tarafından padişahlara karşı zaman zaman bir tehdit unsuru olarak kullanıldılar.

Şimşirlikteki hayat, zaruret icabı Şimşirlikten tahta çıkan padişahların silik kalmasına yol açtı. Özellikle 17. Yüzyıl'ın ikinci yarısında bu şekilde tahta çıkan bazı şehzadeler, doğru düzgün eğitim almadıklarından ve dünyadan haberdar olmadıklarından tahta çıktıklarında çok zorluk çektiler ve devlet erkanı tarafından yönlendirildiler.

İki yüzyıl süren kardeş katli (hele küçük yaştaki şehzadelerin infazı) bugün bize vahşet gibi geliyor. Ancak her şeyi döneminin şartları içerisinde değerlendirmek gerekir.

Kardeş katlini ortadan kaldırmak için katı bir veraset sisteminin oturtulması gerekliydi. Bu ise ancak 17.Yüzyıl'ın başlarından itibaren ekberiyyet (yani hanedanın en büyüğünün tahta geçmesi) sisteminin hayata geçirilmesiyle sağlanabilmiştir.

Her halikârda kardeş katlinin meşrulaştırılması Osmanlı'yı Türk tarihi içinde, farklı bir konuma taşımıştır. Bu sayede altı asırlık imparatorluk hayatında bölünme yaşanmamıştır.
9.En son, ne zaman bir şehzade öldürüldü?

Osmanlı hanedanında ilk olarak I.Ahmed kardeşi Mustafa'yı öldürtmemişti. Ancak kardeş katli hemen kalkmadı. Sonrasında birkaç istisna yaşandı.

I.Ahmed'in oğlu II. Osman, kendisinden birkaç ay küçük kardeşi Şehzade Mehmed'i hükümdarlığı sırasında infaz ettirdi. Daha sonra tahta çıkan IV. Murad da, sarayda entrikaların alıp başını yürümesi üzerine bu yola başvurmak zorunda bırakıldı.

IV. Mehmed, kardeşlerini öldürmeye çalışmışsa da, başta Valide Sultan olmak üzere, devlet ileri gelenleri buna engel oldular. IV. Mehmed'in teşebbüslerinin başarılı olmamasıyla kardeş katli dönemi, bir istisna dışında sona ermiştir.
10.Şehzadelerin çocukları ne olurdu?

Şehzadelerin hizmetinde câriyeler ve hadım ağalar vardı. Fakat bu hadım ağalar, yanlarında biri olmadan şehzadelerle görüşemezlerdi.

Hadım ağalar şimşirlik binasının alt katında bulunan odalarda kalırlardı.

Şehzadelerin her tülü ihtiyacı şimşirlik binasındaki dairelerde karşılanırdı. Şehzadeler, kendilerine uygun görülen cariye ile cinsel ilişkiye girebilirlerdi; ama çocuk sahibi olamazlardı. Kazara hamile kalan cariyelerin çocukları düşürülürdü. Bazılarının gizlice doğumu sağlanmış, saray dışında büyütülmüştür. Şehzadelerin sakal bırakmaları yasaktı. Sakal, padişahlığın sembolü olarak görüldüğünden ancak tahta çıkan şehzade "irsal-i lihye" adı verilen bir törenle sakal bırakırdı.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder